Koleksiyonerlik Üzerine Bir Tartışma
Katılanlar: Ali Akay, Levent Çalıkoğlu (moderatör),
Raffi Portakal, Veysel Uğurlu


 


Raffi Portakal: Koleksiyonerliği belli bir disiplini olan, belli bir bilgi birikimine dayalı bir mevhum olarak gördüğümüzde; Türkiye’de bu anlamda resim koleksiyoneri var mı diye soruyorsanız, ben buna kolay kolay evet diyemeyeceğim. Koleksiyonerlik meselesinin altında –gerçekçi olmak lazım– çok sık gördüğümüz ve çok sık rastladığımız şu: Herhangi bir yirmi resim almış kişi benim “resim koleksiyonum var” diyor. Ve bunun içinde bir böbürlenme yok; sadece onun koleksiyon olduğunu zannediyor. Biz kurumsal kimliğimiz gereği bunun böyle olmadığını anlatmaya ve ortaya koymaya çalışıyoruz. Hele Batı ile mukayese ettiğimiz zaman; –Batı’da çok özel ilişkilerimden dolayı hem müze hem de özel koleksiyonların nasıl geliştiğini, hem koleksiyonerlerden, hem de kurumlardan yakınen biliyorum– Örnekleyeyim; Citibank, Deutsche Bank gibi önemli banka kuruluşları hem kendi adlarına piyasaya hareket, beğeni ve seçki katarak koleksiyonlar yapıyor, hem de tayin ettikleri eksperlerle özel koleksiyoncuların bilinçlenmesine yardımcı oluyorlar. Kurumlardaki bu departmanlar bakın neler sağlıyor? Hisse senetleri, gayrimenkullerin yanı sıra kişiye krediler vererek kendisine hem prestij kazandıracak, hem de eğlenmesini sağlayacak olan sanat koleksiyonları oluşturmalarını veya varolan koleksiyonlarını geliştirmelerini sağlıyorlar. Koleksiyoncunun izlemek istediği yol ve beğenileri doğrultusunda uzmanlarca bilinçlendirilip doğru yönlendirilerek koleksiyonunun oluşmasına ve gelişmesine çok önemli katkılarda bulunuyorlar. Eserlerin restorasyonlarından shipping’lerine (nakliye) kadar her şeyi üstleniyorlar. Ben bütün bunları nerden biliyorum? Yaklaşık beş yıl evvel uluslararası bir bankadan İstanbul’a bir grup geldi. Benden randevu aldılar ve dediler ki: “Raffi Bey sizi tanıyoruz ve sizinle yurtdışında birlikte çalışmak istiyoruz. Sizin Türkiye’de çok geniş bir müşteri portföyünüz olduğunu ve Batı’da da tanındığınızı biliyoruz. Sizinle bir ortaklık yapmak istiyoruz.” Önce İstanbul’da, daha sonra New York’ta toplantılar yaptık. Bana önerdikleri; “sizinle dealer olarak 20 milyon dolar sermayeli bir ortaklık kuralım. Dilerseniz bunun içinden %10 sermaye sahibi olun, dilerseniz siz bir bütçe oluşturun. Bir koleksiyon oluşturun, eser satın alın. Bunu varolan koleksiyonerlere satalım ve ortaklık nispetimizde kârı zararı paylaşalım.” Örneği niye veriyorum? Biz koleksiyonculuktan söz ediyoruz. Bir dealer’a verdikleri olanakların çok daha fazlasını koleksiyonerlere veriyorlar. Türkiye’de birçok şeyi çok yeni yapıyoruz. Bu da kaybedilen zamanı telafi etmek adına insanlarda bir sabırsızlığa neden oluyor. Bir sanatsever birkaç eser topladı mı, koleksiyon oluşturduğunu varsayıyor. Türkiye’de üç nesildir bu işin içindeyim. Koleksiyonculuğun temelini elbette sanata olan sevgi oluşturmaktadır. Koleksiyonerlik ruhuna sahip birkaç kişi say deseniz bana; TÜSİAD’ın eski başkanlarından rahmetli Ali Koçman derim hemen. Ali Koçman tüm kriterleriyle gerçek bir koleksiyoncu ruhuna sahipti.

 

<<geri dön

 

Ana Sayfa