| 10. Bienal’e Öz(n)el Bakışlar
|
| |
|
10. Uluslararası İstanbul Bienali, eyleme geçirilmiş ’68 ruhunun alternatif metropol haritasıyla, Türkiye ve dünya kültür endüstrisinin varlığını, yepyeni mekânları ve uluslararası 96 sanatçının emeği üzerinden sorguluyor: Kusurları da, güzellikleri de mevcut, bu nedenle de gerçekçi; çünkü imkânsıza vurgun bir bienal ile karşı karşıyayız.
Artık sanat eleştirisi (ki, eleştiri dilimizde –yabancı dillerdeki anlamıyla çelişik olarak– çoğunlukla yermekle eşanlamlı düşünüldüğü için; sanat / yapıt okumaları demek daha doğru geliyor) yazılarının başına da, özellikle İnternetteki film eleştirilerinden önce sinemaseverlerin aklına çakılan malûm uyarıyı koyma zamanı:
“Bu yazıda okuyacağınız kimi bilgiler, yazıya konu olan etkinlikle ilgili detay ve içerik bilgileri (spoiler) taşımaktadır. Eğer etkinliği izlemediyseniz ve önce kendi algınızla izlemek istiyorsanız, bu uyarıyı dikkate almanızı, arzu ederseniz ilgili yazıyı sonra okumanızı öneririz.”
Uluslararası İstanbul Bienali, hayatı eleştirmeye aday topyekûn bir kültür üretimi biçimi olarak 10. yaşı –ya da 20. yıldönümünü– “İmkânsız Değil, Üstelik Gerekli: Küresel Savaş Çağında İyimserlik” temasıyla izleyicisinin ilgisine sundu.
San Francisco Sanat Enstitüsü (SFAİ) mensubu, Çin asıllı küratör Hou Hanru’nun bienal için seçtiği kavramsal çerçeve, kendi içinde tutarlı bir mantıksal çelişki taşıyor. Ama böyle olmasıyla tam da, lâyık görüldüğü sembol kent İstanbul’un tarih ve gelecek arasına sıkışık o ikili, ikilemli, ikircikli ruhunu, şimdi denen o ezeli muammayı yansıtmaya namzet görünüyor.
Bienalin derinliklerine proje ve işler üzerinden inmeden önce, tıpkı bu yılki temasının Esen Karol imzalı yalın ikono - grafik tasarımındaki düşey gen haritası görüntüsü duygusuyla verilmeye çalışıldığı gibi, –Guy Debord’a saygıyla– belki de adına göstergeler gösterisi diyebileceğimiz bu devasa genelleme ve etik sarmalına yakından bakmak imkânsız değil, üstelik gerekli görünüyor.
Örneğin, felsefe ve sosyolojiyle göbekten bağlı sekiz ayrı kelimenin, iki nokta üst üstelikle birbirine geçişli kılındığı 10. Bienal’in kavramsal çerçevesindeki o bereketli mantık çelişkisine biraz dikkat lütfen; bu çelişki kendisini, küresel savaş çağında iyimser olma önerisi ve seçeneksizliğini, hem sanat üretimcisi hem de tüketimcisine küratöryel ‘iktidar’ tarafından önceden beyanı ile gösteriyor.
Hou Hanru bir yerde, alt etmek üzere davetiye çıkardığı imkânsızlığa, inadına hümanizma ile gönderme yapıyor ve böylece, naçiz kanımca ’68 ruhunun ütopist gerçekçilik anlayışını da 2007 yılı ve ilerisinin tüm sorunlarına kalkan ederek bir biçimde anmış oluyor.
|