Güzel bir Lozan yazı! Temmuzun yarısı çoktan geride kaldı.
Üç numaralı otobüs Gar’ın tam önünden kalkıyor. Ama ben Motte durağında ineceğim. Sonra sağa sapıp benzin istasyonunun önünden geçerek, biraz daha aşağıya yürüyeceğim.
Ve, işte, ‘Hermitage Vakfı’ mülkiyetinin dış bahçe kapısı, sınırları! Bu noktadan sonra, ‘gerçekler’in sınırından çıkıp ‘düşler’ dünyasına adım atacağım. Başka bir deyişle, ünlü Fransız sanatçı Henri Fantin-Latour’un resimlerinin büyülü dünyasına. Aynı zamanda bu sergi, Vakfın da altmışıncı etkinliği!
Aslında, tam da ara yıla yerleşmiş bir anma çalışması. Öyle ya, böyle bir sergi geçen yıl gerçekleşseydi, Grenoble doğumlu sanatçının yüz yetmişinci doğum yıldönümüne rastlayacaktı; ya da, ondan bir yıl önce yapılsaydı, bu kez de yüzüncü ölüm yıldönümüyle çakışmış olacaktı.
Bununla birlikte, Lozan Hermitage Müzesi –üç Fransız müzesiyle (Paris, Grenoble ve Lyon) işbirliği içinde– Fantin-Latour’un yüz otuz yapıtını bir araya toplayabilmiş. Böylece, resimler, Vakfın ana binasının dört katına serpilmiş durumda. Kuşkusuz, daha başka ülkelerden –birtakım özel koleksiyonlardan– gelmiş tablolar da yok değil. Belçika, Almanya, İngiltere ve ABD gibi. Yalnız kimi Paris (Orsay Müzesi) resimleriyle Rusya’da (Saint-Petersburg) Büyük Hermitage Müzesi’ndeki bir düzine kadar Fantin-Latour sergide yer almıyor.
Sanatçının en dikkat çeken yanı, tüm yaşamı boyunca bağımsız ve özgün bir konumun sahibi olması; ayrıca da, bunu koruyabilmesi. Resim, onun babasından devraldığı bir miras. Baba Fantin de (Jean-Théodore) bir ‘portreci’! Grenoble, Paris ve Rouen’da sergiler açmış. Kuşku yok bu nedenle, Oğul Fantin de ilk portresini daha on yedi yaşlarındayken gerçekleştiriyor.
Bu arada Fantin-Latour, daha yirmi üç yaşında Courbet’yle tanışmış. Usta, onu yüreklendiriyor; ancak öğrenci, daha sonra Usta’nın çizgisinden ayrılır. Çünkü yeni dönemde artık Delacroix’ya hayrandır.
|