| Cihat Burak’ın Nasreddin Hoca’sı
|
| |
|
Cihat Burak, mimarlığından çok, ressam kimliğiyle tanınır. Ama onun arada bir hayattan öyküler kurduğunu ve bunları kaleme aldığını da biliyoruz. Uzun bir aradan sonra önceki yıl Yapı Kredi Yayınları tarafından yeni baskıları yapılan Cardonlar ve Yakutiler bunlardan yalnızca ikisi. Cihat Burak'tan, birçok resminde kurduğu, bize renklerle ve ironik yaklaşımlarıyla göstermeye çalıştığı öykülerin çoğu da kaleme alınmamış şeyler olarak kaldı.
Sezer Tansuğ'un çağımızın beş önemli ressamından biri olarak tanımladığı Cihat Burak'ın, Paris'e ve resme uzanan yaşam öyküsü içinde keşfedilmeyi bekleyen bir “ada” duruyor karşımızda; kıyıları birçok yeni ve ilginç olana açık… Tam da onu bütün kıyılarıyla kuşattığımızı ve haritasını çizilebilir hale getirdiğimizi düşündüğümüzde, bilmediğimiz bir başka kıyıya çıkıveririz.
Bir ansiklopedi maddesine sığdırılamayacak kadar çok uzun bir yolun, yalnız ve içten pazarlıksız yolcusu Cihat Burak için kaydedilen notlar ve yapılmaya çalışılan portreler çoğu zaman tekil sınamalar olmaktan öteye de gidememiştir.
“burak, 19.3.974”
Bir pazar günü, Kadıköy'de bir sahaf rafında keşfedilen Nasreddine Hodja kitabında çizgilerini fark ettiğimiz Cihat Burak, bir kez daha kendini bizim için ve zaman için yeniliyor. Çoğu kişinin farkında bile olmadığı bir kitap bu. Kitabın dili Fransızca. 1986 yılında Can Matbaası'nda basılmış. Copyright'ı Hâmit Batu'ya ait. Kapaktaki ve iç sayfalardaki toplam beş çizginin tamamında ise aynı tarih ve imza var: “burak, 19.3.974”
Kitabın baskı tarihiyle, çizgilerin hemen altına imza ile birlikte atılan tarih, aklımıza yeni sorular getiriyor. Bu sorular da bizi yeni yolculuklara doğru sürüklüyor aslında. Şimdi ben “ada”nın bu kıyısından çıkacak ve bu çizgilerin daha önce yayımlanmışsa, nerede ve hangi dergide yayımlandığını bulmak için belki de çok uzun sürecek bir yolculuğa başlayacağım. Belki de yarın bir başka okur, işin bütün büyüsünü alaşağı ederek, “filan tarihte filan yerde” yayımlandı, “bende var” diyecek.
Nasreddin Hoca için ironik bir portre denemesi
Cihat Burak'ın bu çizimlerinin bizim için iki anlamı var. İlki, o kendine özgü ironik üslubuyla şekillendirdiği Nasreddin Hoca portresi ve bir çizer olarak ortaya koyduğu diğer illüstrasyonlar. Hepsinde göze çarpan ortak tema ise, bir mimar olarak Cihat Burak'ın ayrıntılarını ve gözlemlerini okuruna deşifre etmesidir. Saat, makas, rahle, kavuk, göl, çocuk, ay, yıldızlar, melek ve kartal motifleri, üç kilitli etrafı açık türbe, gözlük, farklı zümrelerden insanlar... Ve gözünde gözlüğü elinde makasıyla, uzak zamandan bile fark edilecek kadar büyük köstekli saatiyle Hoca Nasrettin... Ayı kırpmak yerine, bir çizer ironisine kapılarak onları teker teker ve mimar titizliğiyle milim milim kesmeyi tercih ediyor Hoca. Bu da bize Cihat Burak'ın Nasreddin Hoca kostümünü kuşanarak, keyifle ve sevinçle bir rol oynadığını, sanatçının kendini yapıtıyla bütünleştiriverdiğini gösteriyor. Nasreddin Hoca'nın eşeği için de küçük ve anlaşılır bir portre çizivermiş çizer. Gözlerin alabildiğine güzel, dişlerin ve sırıtkanlığın alabildiğine bön ve itici olduğu bir portre bu.
Mimariden resme, yazıdan çizgiye...
Mimariden-resme ve yazıdan-çizgiye doğru seyreden bir yaşamdan geriye kalan izlerden küçük bir ayrıntı belki de bu kitap. Ama önemli bir ipucu içeriyor. Yazı ile çizginin, sanatçı elinde, etkilenmelerden uzak bir doğaçlamaya kavuştuğu ve birbirleriyle kaçınılmaz bir şekilde etkilendiği varsayımı. Geleneğimizde güçlü bir izlek olarak karşımıza çıkan hattın, kilimlerdeki sade ama etkili desenlerin yada halk kitaplarındaki resimlerin hepsi bir anda karşımıza çıkıyor bu bakışla.
Cihat Burak, ironik bir üslupla “L'humour anatolien”ı çizerken, kazılardan çıkmış bir eser varetmekte. “Eskimiş ayları ne yaparlar?” sorusu Hoca Nasreddin'de “Kırpar kırpar yıldız yaparlar” cevabıyla anlam kazanırken; Cihat Burak'ın ironisiyle bu anlam Nasreddin Hoca'nın makasıyla yeniden biçimlenir ve “eski ayları kesip kesip yıldız yaparlar”a bürünür. Böylece, eli makaslı, yaşlı ve gözlüklü bir mizah adamı çıkar karşımıza. Hoca'nın roma rakamlarıyla zamanı gösteren köstekli saati de, zamana olan kayıtsızlığından başka bir şey değildir. Bu zaman içinde Roma'yı, Roma zamanı içinde bu zamanı kurabilen bir mizahtır bu.
Cihat Burak da çoğu yazar ve çizer gibi kendi evreninden bakmaktadır Nasreddin Hoca'ya. Geçmiş zaman içinde büyük bir minyatürden görünen Nasreddin Hoca için oldukça ilginç ve ironik bir portredir bu.
|