Çok ev değiştirenlerden olduğu bilinen Franz Kafka 1916'da, uzatmalı nişanlısı Felice Bauer'le geçirdiği tatil sonrasında, sessiz, sakin bir mekân arayışına girer yazmak için. Bir tür büro aramaktadır aslında, evi vardır. Bir dönem evinde kaldığı, sonra bir yıl kadar yine aynı binada ama farklı bir dairede yaşadığı kız kardeşi, Ottla'yla birlikte gezerler, bir yer bulamazlar. Prag Kalesi'nde (Dava'nın katedral sahnesine ilham veren St. Vitus Katedrali'nin bulunduğu kalede) dolaşırlarken, hiç akıllarında yokken bir fırsat çıkar karşılarına: tavanları alçak, kapıları bir adam boyunda, bir duvarları kalesuru, ufacık evlerin sıralandığı eski, daracık bir sokak vardır Katedral'in az ilerisinde; Altın Sokak ya da Simyacının Sokağı diye bilinen bir çıkmaz sokak. Burada yakın zamanda bir evin boşalacağını öğrenirler, kiralamak akıllarına yatar. Kale içi – simyacının mekânı – cüceler için yapılmış evler – kalesurundan ev duvarı – çıkmaz sokak! “Bir keresinde Ottla'yla birlikte ev aramaya çıkmıştık yaz sıcağında, içimde gerçekten sessiz bir mekân bulabileceğime dair en ufak bir umut kırıntısı yoktu, yine de çıktık. Kleinseite'de bir yerlere baktık, gezerken hep, o eski şatolardan birinde bir tavanarası ya da benzeri sessiz bir köşe var mıdır acaba, bu harabelerde huzur içinde çalışabileceğim bir mekân var mıdır diye düşünüp duruyordum. Aklımıza yatan bir yer çıkmadı karşımıza. Sonra daracık bir çıkmaz sokakta ev sorduk, eğlence olsun diye. Kasımda boşalacak bir ev varmış. Ottla da huzur arıyordu kendince, o evi tutma fikri çok hoşuna gitti. Başta eksiği çoktu. Nasıl onardık, anlatmaya vaktim yok. Tam bana göre bir yer oldu şimdi. Dört dörtlük: sevimli bir patika, yukarıda huzurlu bir ev... komşularımla aramda incecik bir duvar var, ama onlar da sesi soluğu çıkmayan insanlar. Öğleden sonra yanıma yiyecek bir şeyler alıp kaleye tırmanıyorum, çoğunlukla gece yarısına kadar bu evde çalışıyorum. Sonra çıkıp eve kadar yürüyorum, arada bir mola veriyorum, sonra canım hangi yoldan isterse oradan yola devam ediyorum. Yukarıda nasıl yaşadığıma gelince: insanın kendi evi olması çok özel bir şey, dünyaya kapıları kapatmak; bir odanın değil, bir apartman dairesinin değil, müstakil bir evin kapısını dünyaya kapatmak; ya da insanın kendi evinden çıkıp, kara, sessiz bir çıkmaz sokağa adım atması... Hepsi ayda yirmi krona, bütün ihtiyaçlarımı da kız kardeşim karşılıyor, ne istesem küçük çiçekçi kızla yollayıveriyor (Ottla'nın öğrencisi), göze batan, dikkat çeken bir şey yok, her şey yerli yerinde, her şey güzel...” (Felice Bauer'e Mektup, 1917)
|
||||