— Panofsky, Van Gogh'un “yeteneksiz” bir ressam olduğunu düşünüyormuş. Siz pek toz kondurmazsınız Panofsky'ye, bu “hak”kı ona verir miydiniz? # Birincisi; Panofsky, Van Gogh'un “yeteneksiz bir ressam” değil, “yeteneksiz bir dâhi” olduğunu söylemiştir, iki resim arasındaki farkları bulmayı size bırakıyorum. İkincisi; Panofsky'nin hiçbir kitabında, metninde böyle bir cümleyle, yargıyla karşılaşamazsınız: Bunu yakın arkadaşlarına söylemiştir sohbetlerinde, yazmamıştır. Üçüncüsü; böyle bir yargı Panofsky'den gelmişse oturur düşünürüm, Hebenneka'dan gelirse güler (ya da söver) geçerim. — Hebenneka kim bilmiyorum ama, bir yaklaşım biçimi konusunda çifte standart uyguladığınızı düşünüyorum. # Osmanlıca Sözlük, Hebenneka'yı ahmaklığıyla ünlü bir Arap olarak tanımlıyor, bir Yezidi'den türetilmiş o sıfat. Post-modern Hebenneka'larda harf sayısı artmış olabilir tabiî. Standardı ben koymuyorum öte yandan: Biri, olağanüstü bir birikim ve yeteneğe sahip, çalışmalarında karşılaştığımız engin çözüm ve yorum gücüyle kendini koyuyor; ötekisi, İsviçre çakısı gibi her işi görebileceğini sanmış, ama hiçbir işe yaramayan, kafası karmakarışık, dili bozuk, yargıları keyfî bir dipten dolma, iki resim arasında tek benzerlik yok. — Gene de, besbelli, sizi de, başkalarını da öfkelendirmeyi başarıyor böyle çıkışlar. # Öfke duyulan şey, boşluğu dolduran değer karmaşası. Bizim kültür dünyamızda ağırlığını belki daha fazla duyuran bir durum bu; gelgelelim, başka ülkelerde de, benzeri sancılar yaşanıyor. Şu cümleyi geçen yıl bir kenara ayırmıştım, Peter Sloterdijk diyor ki: “Şimdi, önüne gelen, her yerde, ağzına geleni söyleyebiliyor”. Yaşanılan tamıtamına budur işte. Herkesin her yerde herşeyi söyleyebilmesi bir özgürlük belirtisi değildir. Kimin, nerede, hangi hakla ne söyleyeceğini bilmesini öğretmeyen topluluklarda, sapla saman biribirine karışır. Ben çıkıp, orta yerde (televizyonda, gazetede, dergide) bir siyasal partinin nasıl yönetileceğini, deprem yönetmeliklerinde hangi değişikliklerin yapılması gerektiğini, atletizm bağlamında hangi sorunları yaşadığımızı anlatmaya niyetlenirsem, birilerinin beni geç olmadan durdurmaları gerekir: Hangi yetki ve donanımla bu işe kalkıştığımı sorarak. # Değildir. Bunu “kim”in, “nasıl” yaptığı belirleyici. Altmış yıllık bir serüveni, altı satırlık bir paragrafta bertaraf etmek, bunu çok çirkin sıfatlara başvurarak yapmak, büsbütün düzeysiz bir yaklaşım benim gözümde. Ciddî bir çözümleme çalışmasının, yapıtın bütününe hâkim bir bakış açısının getireceği yorumun sonunda “yargı”sına ulaşan kişinin bir değeri olabilir ancak; bunun ötesinde, ismini duyurmak ya da kendini kabul ettirmek için boşyere çırpınıştan fazlasını bulamıyorum bu tür infaz girişimlerinde. — Özür dilerim ama, bana kalırsa sözü dolaştırıyor, hep aynı yere çekiyorsunuz, sorumun yanıtından uzak durmak için. Açık olalım, somut örnek üzerinden gidelim: Abidin Dino'nun şişirilmiş, vasat bir ressam olduğu görüşü ileri sürülemez mi? # Baştan beri “ileri sürülebilir” diyorum, siz beni dinlemiyorsunuz anlaşılan. Matisse, Picasso için “paleti zayıf” demiştir. Ama dâhi bir sanatçı olduğunu teslim ettiği bir söyleşide. Abidin Dino'yu bir ressama indirgeyerek yargınızı geliştirebilirsiniz şüphesiz. Bunun için bile, “yapıt”ı enikonu tanımak gerekir: D Grubu dönemi çalışmaları, Esrarkeşler dizisi, 1950'lerin İşkenceler dizisi ve Atom Korkusu çalışmaları, Uzun Yürüyüş dönemi, Adalar'ı, Savaş ve Barış resimleri, İstanbul ve Çiçekler dizileri, Çıplaklar'ı, Pencereler'i, Eller'i, Yalınlar'ı, Bu Dünya'sı, Antibes resimleri, Acıyı Çizmek, # Edebiyat adamları, öteden beri, sanata yakınlık duymuşlardır. Vice versa. Bu söyleşi biçiminin, bu diyaloğun apayrı bir yeri vardır. Zaman zaman “şuruplu” yazılar yazdığımız doğrudur; kendi payıma, tatsız tuzsuz yazılmasına yeğlerim bunu. Sanat üzerinde farklı perspektiflerden yorum getirme biçimleriyle karşılaşırız. Estetik, Sanat Felsefesi, Tarihi, Kuramı uzmanlık gerektiren alanlardır; ‘açık öğretim' tarzı bir oluşumla olmaz bu. Sanat eleştirisine gelince, disiplinlerarası bir yaklaşım istiyor o etkinlik, günümüzde; üç-beş yabancı kaynaktan yalapşap devşirmeyle altından kalkılacak iş değildir. Türkiye'nin kültür ortamı, kendisini yutturmak isteyenler için bir cennet. Hele genç yaşta el etek öpmeyi öğrenmişseniz. Gün gelir buharlaşır oysa, öyle figürler
|
||||