| Dualité / İkilik
Tiraje’nin Yeni Resimleri”
|
| |
|
1950'lerden başlayarak resimlerinin çizgisini etkilerin ve öğretilerin etkisinde kalmadan, kendi belirlediği izlek peşinde geliştiren Tiraje, yine kendi bulduğu kaynaklardan beslenen özgün bir resim dili oluşturdu.
Paris'le İstanbul arasında sürdürdüğü yaşamı; Tiraje'nin güncel-sosyal gelişmelere de gönderme yapmasına rağmen anlatıcı olmadan, “yaşanan atmosferi” betimleyen bir çizgi-boya anlayışı geliştirmesine yardımcı oldu.
1950'lerde Anadolu'dan İstanbul'a ilerleyen iç göçü, Paris'te Mayıs 1968 olaylarını, 1990'dan sonra hem dünyanın hem de Türkiye'nin gündeminden düşmeyen “göç” temasını resimlerinde ayrı bir kurgu diliyle yorumlayan sanatçı bu “konuları” çalışmalarında farklı perspektiflerden kuşatarak, Türk resminde karşılığı olmayan anlam/anlatım zenginliğine ulaştı. Kendi resim evrenini kuran sanatçı; ne gösteriş düşkünlüğüne varan bir desen becerisi ne de “ben bunları da yaptım” diyen dekoratif boya tuzaklarına düşmeksizin, çizgi ile boyanın birlikteliklerini sorguladı. Bu arayışların kazanımı olarak Tiraje'nin devreye soktuğu “resim yorumunu” bir çırpıda tanımlamak kolay değil.
Sanatçının 2004 yılının ikinci yarısında gerçekleştirdiği “Dualité” (İkilik) dizisine ait çalışmalar üzerine alınmış notlardan oluşan bu yazıda, resimlerin “görünen” olgunluğunu değil, Tiraje'nin bu olgunluğa ulaşırken geçtiği, durakladığı, geriye dönüp baktığı, bildiklerini unuttuğu, gözlerini kapattığı, fırçasının kâğıt üzerinde çıkardığı sesleri dinlediği, ellerinin içgüdüsüne teslim olduğu “anları” yorumlamaya çalışacağım. Notları sanatçıyı Büyükada'da ziyaret ettiğimde, konuşma sırasında hızlıca defterime aktarmıştım. Sonra bu yazı üzerine çalışırken; resimlerin karşısında duyduğum heyecandan olsa gerek, notların çoğu kez kavram olmamış düşünceleri, soru işaretlerini, kısa tanımları içerdiğini gördüm. Onları yazıya geçirmem için farklı bir “dönüştürme sürecine” taşımam gerekiyordu. Resimlerin taşıdığı dinamizmin kaybolmasına, anlık heyecanın kuruyup yerini “sanat yazısının” kuruluğuna/ikiboyutluluğuna neden olacak “dönüştürme süreci”ni ortadan kaldırarak, atölye atmosferinin, bir deneme sınırlarında notlara da geçmesini istedim; o yüzden aşağıdaki notları defterimdeki biçimlerini fazlaca değiştirmeden yazıya ekledim.
Dualité kompozisyonların tamamında kendisini duyumsatıyor. Figürler ya da figür blokları kendi içinde sanki ikiye ayrılmış gibi. Birbirleriyle olan mücadeleleri kompozisyonlara farklı bir ivme kazandırıyor.
Çizgilerin özünde peinture'ün gücü var. Hepsi yağlıboya ile yapılmış. Bazen fırçanın içindeki ikinci renk siyahın içinde kaldığı için; siyah-mavi-yeşil arasında gidip gelen ara tonlar da taşınıyor kâğıt yüzeyine. Kâğıt beyaz, schoeller kâğıdının kendine özgü tok beyazı. Çizgilerin tamamı ise tek renkli. Ama resimlerin hepsinde renk olgusunun ağırlığı kendini belli ediyor.
Tiraje'nin son yağlıboyalarını diğer resimlerinden ayrı kılan nedir? Dualité'yi nasıl kurgulamış ki bu kâğıtlarda yüzeylerin birbiri arkasına açılan katmanlar, “anlamlar; mekânlar” beliriyor? Kurgunun özü bütün dönemlerinin, farklı araştırmalarının birleşmesinden mi doğuyor?
Çizgi ile resim arasında, peinture'le heykel arasındalar. Figürlerin tamamındaki akışkanlık, durulmuşlar da tekrar harekete geçmişler gibi gerilimli olmaları nereden kaynaklanıyor?
Ne kadar hızlı, ne kadar yavaş çalışılmışlar?
Hız derken; çizgilerin izledikleri “akışkanlığı”, kalın, ince, çiziktirme, noktalama arasındaki anların, yan yana gelerek birbirlerini itercesine hareketlenmelerini dile getirmek istiyorum. Figürlerin bastığı yer yok gibi, yerçekiminin etkisinden arınmışlar. Birbirlerinin itim-çekim gücündeler. Kendine odaklılık.
Bu dizide farklı bir siyah-beyaz yorumu var. Desen değil yağlıboya hepsi! Siyahın resim yüzeyini bu denli hâkimiyeti altına almasına bir isim koymak gerekir. Yağlıboyanın bu akışkanlığa ulaşması için neleri arkasında bırakması gerekiyordu?
Perspektifi / kategorileri / resmin kendi içindeki sınırlarını mı?
Tiraje resmini “soyut” ve “somut” kategorileri dışında, kendi bildiği doğrultuda ilerletmiştir. Onun kompozisyonlarında genellikle “semi-figüratif” ve “soyut” değerlerin ön plana çıktığı görülür. Figürler ve nesnelerin nelere gönderme yaptıkları bir çırpıda betimlenebilecek gibi olsa da, kesin bir tanımlama yapmak kolay değildir. Çünkü sanatçı bazen çizgileriyle, lekeleriyle bir ağaçla insan, bir eşekle köpek arasındaki farklılıkları yok edip “tanımsız” varlıklar ortaya çıkarabilir.
Tanımsızlık, “Dualité” dizisinin temel özelliği. Tiraje'nin yaratıklarındaki (yarı insan yarı çiçekler, yarı köpek yarı canavarlar, yarı kedi yarı kuşlar) asalet hepsinin bir kişilik sahibi olmasından kaynaklanmıyor mu? Altı üstüne, sağı soluna, önü arkasına uymayan karartılar yığını. Bazen aralarından cesaretle ön plana fırlayanları, dans edercesine gövdelerini sallayanları, ellerini gökyüzüne açanları, masa başında oturup konuşanları tanıyor gibiyim.
Eski dönemlerin tanıdık figürleri mi, yoksa yeni gözlemlerle oluşturulmuş farklı yaratıklar mı bunlar? Belki de ikisinin ortasındalar.
Bir sürpriz gibi aniden ortaya çıkan bu varlıklardan ötürü Tiraje'nin resmini sınıflandırmak mümkün değildir. Çünkü peinture olgusu bu ve buna benzer kategorilerin üzerinde, kendi gücüyle, imgeleriyle, kurgularıyla “varlığını” pekiştirir.
Tiraje'nin “Dualité” dizisini ilginç kılan, modernizme tanıklık etmesine, teknik yetkinliklerine rağmen, içgüdüsel olana, en ilkel duygu yoğunluklarına açılan pencerelerin varlığı.
Boyanın, çizginin zamanından; kendi etrafında oluşturduğu sınırlardan söz etmek mümkün mü? “Dualité” dizisini Tiraje'nin daha önceki “göç” temalı resimlerinin devamı olarak kabul etmek ne kadar doğru? Göç resimlerinde hareketlilik, uzun yürüyüşlere benzer kafileler, birbiri arkasında ilerleyen kitleler vardı, “Dualité” dizisinde ikili olarak birbiriyle diyalog halinde olan kişilikler söz konusu. Hem iki uçlu, iki başlı, iki gövdeli bölümler. Bunların bir araya gelmesinden oluşan yoğunlaşma, göçlerin yoğunlaşmasından daha farklı. O zaman değişen kanonun kendisi.
Tiraje'nin resminde kanon, her yenilenişinde, köklerini inkâr etmeden farklı alanlara uzanıyor. Kurgunun etkinlik alanı kanonik gelişmelerin gölgesinde mi?
Bazen bir çizgi –bir martı ya da bir bulut gibi beliren bir çizgi– Tiraje'nin kurgusunu tekrardan kurtarmak istemesinin kanıtı.
Tiraje'nin 1960-70 arasındaki kompozisyonlarının, tuval üzerine gerçekleştirdiği çalışmalarının, resim yüzeyinde renklerin yardımıyla oluşturulan perspektifsiz derinlik kavramıyla yakın ilişkisi vardı. 2004 yılının ürünü “Dualité” dizisinde renk hemen hemen hiç devreye girmediği halde, fırça darbelerinin schoeller kâğıt üzerinde bıraktığı izler de bir tür derinlik hissi uyandırıyor. Acaba bu iki derinlik yorumu arasında bir ilişki, bir ortaklık var mı?
“Dualité” dizisinde kendini belli eden öz, arınmış olmanın, uzun yollardan geçtikten sonra varılan bir sonraki hareket noktasına doğru ilerlerken verilen bir konaklama molası tadında. Öncesizlik / sonrasızlık. Şimdiye ait olma.
|