Katılanlar: Zeynep Yasa Yaman, Haldun Dostoğlu Haldun Dostoğlu: 1954 yılında Yapı ve Kredi Bankası'nın 10. kuruluş yıldönümü ve Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği AICA'nın 5. kongresinin İstanbul'da yapılmış olması nedeniyle düzenlenen yarışmaya katılan eserlerin önemli bir bölümünün sergilenmesine koşut bu panele davet edildikten sonra yaptığım kısa bir araştırma sonucunda bu konuda söylenecek her şeyin söylenmiş olduğunu tespit ettim. 17 Kasım tarihli Radikal gazetesinde Ahu Antmen'in bu sergiye münhasır yazdığı yazıda, serginin ikinci katında o günlerin gazetelerinden kesilen kupürlerin yer aldığı dosyada, o dosyada yer alan yazılar ile Sanat Dünyamız dergisinin 89. sayısında yer alan yazılarda aslında bu serginin çerçevesinde bütün söylenecekler, tartışılacaklar söylenmiş, benim bunlara ilaveten söyleyeceğim bir şey yok. Dolayısıyla doğrudan sergiyle ilgili şunları söyleyeyim: İş ve İstihsal sergisinde yer alan resimler bugün yarışmaya çıksaydı ve biz jüri olsaydık hangisine oy verir, hangisini seçerdik diye düşündüğümde, ben kendi kendime ve güvendiğim dostlarıma sorduğumda, tereddütsüz hepimiz o günkü jürinin seçiminde, yani Aliye Berger'de birleşiyoruz. Gerekçelerimiz o günkü jürinin gerekçeleriyle tamamen aynı, hiçbir farkımız yok. Jürinin o eseri neden seçtiği, o sıralamayı neden yaptığı dönemin gazete kupürlerinde yer alıyor, jüri neden o eseri seçtiğini samimi bir dille de anlatıyor. Aynı samimi dille, biz de o eseri seçebiliriz. Zeynep Yasa Yaman: Şunu söylemek istiyorum: Büyük bir olasılıkla bu yarışmalı ve konulu sergide insanlar Aliye Berger kadar –gerek yetişme koşullarından, resimle akademik bağının olmamasından, gerek daha özgür hissetmesinden kaynaklanan böyle kendiliğinden, kendi gibi resim yapmayı– düşünmediler hiçbir şekilde, yani konudan uzaklaşalım demediler. Tam tersine konu tanımlanmış, boyutlar da tanımlanmış, ona göre bir resim yapalım, dediler. Sonradan da pişman oldular, üzüldüler, biraz tepinmelerinin nedeni de bu, biz de yapabilirdik öyle, ama bize bir konu verilmişti gibi de bir isyan var tartışmaların içerisinde. Yoksa maço kültürü ve erkek egemen ortamın kadının birinciliğine karşı koyuşu gibi değil durum bence. Bunu söylememin nedenleri var, döneme ilişkin, ama uzatmak istemiyorum. Jürinin aslında Aliye Berger'e, dönemin soyut anlayışına uyduğu için prim verdiğini düşünüyorum. Köklü ve sanatçı bir aileden gelmesi de ona duyulan güveni artırmış olmalıydı. Çünkü bakıyorsunuz Avrupa'da da o dönemde soyut sanat dediğimiz şey konudan uzaklaşan ve doğrudan izlere yönelik işler. Yani Pollock'la başlayan Richard Long'a kadar gidebileceğiniz süreçte hep bu tür, yani romantik soyut işler, izler var sanatta. Fransa'ya bakıyorsunuz informal yani biçimlendirilmemiş sanat üzerinde duruyorlar, Nejat Devrimlerin, Fahrelnisa Zeidlerin de içerisinde olduğu kuşak. Dolayısıyla onların da bir uzantısı gibi Aliye Berger — her ne kadar konuya yakınlaştıysa da özgür olabilme özgürlüğünü kullanmasıyla da mutlaka dikkat çekmiştir. Sadece resimsel kalite değil, bence bir başka şey de belirlemiş sonucu demek istiyorum. Yoksa aynı önemli, uluslararası jürinin örneğin ikinci için yaptığı açıklamayla birinci için yaptığı arasında bu kadar tutarsızlık olmazdı. Haldun'la uzlaşmayarak söylemiyorum bunu, ona hem katılarak hem de bir şey daha ekleyerek söylemeye çalışıyorum. Karşı bir cevap olarak şunu söyleyeyim, köylü olan köylü yapar, kentli olan, kentli yapar düşüncesine karşı çıkıyorum. Bir makalemde6 de belirtmiştim: Atatürk döneminde köylü, çiftçi resimleri yapan bütün sanatçılara bakarsanız hepsi en hakiki İstanbullular. Mesela daha traktör Türkiye'ye girmeden önce yapılmış resimlere bakıyorsunuz, geniş, geleneksel köylü ailesi yerine, gayet temiz bir yemeni filan bir kadın idealize edilmiş, kucağında çocuğu, belki dizinin dibinde, ama ikiden fazla değil, bir aile büyüğü, ondan sonra traktör görülüyor. Çünkü diyor ki Atatürk “çekirdek aile” olmalı, yani öyle öküz, kağnı, mağnı görmek istemiyor. Bunları yapanlar da İstanbullu, İstanbul'dan çıkmayan sanatçılar: Namık İsmail, İbrahim Çallı gibi İstanbul'dan çıkmayı reddeden sanatçılar. Mesela Fahrettin Arkunlar'da yandan köylüler giriyor ortada mühendisleşiyorlar. O dönemde doğu batı bireşimi son derece önemli.
|
||||