| Doğumunun 100. Yılında Zeki Faik
İzer
|
| |
|
Ülkemiz resminde çağdaş yönelimlerin öncü isimlerinden biri olan Zeki
Faik İzer’in ressam olarak yapıp ettiklerine aşinayız; ama Yapı Kredi
Kültür Merkezi’nin iki salonunda eşzamanlı olarak açılan iki sergi, doğumunun
100. yılında sanatçıyı izleyicinin pek bilmediği bir başka boyutuyla
da karşılaştırması açısından oldukça ilgi çekiciydi. Kâzım Taşkent Sanat
Galerisi’ndeki retrospektif sergide İzer’in resimleri yer alırken, Sermet
Çifter Salonu’ndaki “Siyah-Beyaz İzler/Fotoğrafçılığıyla Zeki Faik İzer”
sergisinde sanatçının fotoğrafları sunuluyordu. Resim sergisi, İzer’in
daha çok soyut dönem yapıtlarına odaklanıyor, önemli ve büyük boyutlu
çalışmalarını toplu olarak görmemizi sağlıyordu. Her iki serginin editörü
olarak beni asıl heyecanlandıran ve hem İzer’in pek de tanımadığım bir
yönü olan fotoğrafçılığıyla, hem de insani yönüyle buluşturan ise “Siyah-Beyaz
İzler” oldu.
İzleyici için bir sergi, pek çok örnek arasından seçilmiş, bir tema uyarınca
ya da başka ölçütler gözetilerek düzenlenmiş bir kurguyu izlemektir.
Bir işin hazırlık aşamasında mutfağında dönen heyecan, haliyle sergiye
yansımaz. Sergi bir bütünlüktür, rasyonalize edilmiş bir seçkidir. Bu
seçkide artık ucu kapatılmış ve ister istemez dondurulmuş bir bütün açığa
çıkar. Tasnif ve tarif edilmiş bir birlik.
“Siyah-Beyaz İzler” sergisi vesilesiyle elimin altından 1500’den fazla
doküman geldi geçti. Mektuplar, notlar, kupürler, hem İzer’in çektiği
fotoğraflar hem başkalarının çektiği İzer fotoğrafları. Bu malzeme, kim
bilir bir daha ne zaman gün ışığına çıkacağı bir tarihi beklemek üzere
arşiv belgesi olarak kendi kıpırtısını sineye çekerek toplanıp, zarflanıp
dolaplara, çekmecelere geri döndü. Bu yazıda kullanılan görseller, biraz
da işin mutfağında dönen heyecanı izleyici/okurla paylaşmak için, sergide
ve sergi kitabında kullanılmayan görsel dokümanlardan seçildi.
1928 yılında Akademi’nin Resim Bölümü’nü birincilikle bitiren İzer, Avrupa
sınavını kazanır ve burslu olarak Paris’e gönderilir. Yurda döndükten
sonra 1933 yılında Nurullah Berk, Elif Naci, Zühtü Müridoğlu gibi sanatçı
arkadaşlarıyla d Grubu’nu kurarlar. 1937’de Akademi müdürü Burhan Toprak
tarafından Fotoğraf Bölümü hocalığına atanır. Çocukluk yıllarından beri
fotoğrafa da meraklı olan İzer için bu görev, işin lirik ve artistik
yanı konusunda yoğunlaşması için fırsat olur. Bir yandan resim yapmakta,
bir yandan da fototoğraf çekmektedir. 1942 yılında Akademi’de açtığı
sergide fotoğraflarını sergiler, 1945’te İsmail Hakkı Oygar’ın galerisinde
açtığı ilk kişisel sergide ise resimlerinin yanı sıra yine fotoğraflarını
da sergileyecektir. 1948’de de Akademi Müdürü olarak görevlendirilir.
Bu tarihten sonra yavaş yavaş fotoğrafla olan ilişkisini frenlemeye ve
tamamen resme yönelmeye başlar.
Yaşamının akışına uygun bir yön bulmaya çalışan her sanatsal yaratı kendi
mecrasında soluklanır. Ve bu mecrada kendi dilini çatmak adına kendi
içsel yasaları uyarınca sözünün inşasına başlar. İzer’in fotoğrafçılığında
ressamlığının ağırlığı görülmekle birlikte, fotoğraflarında açığa çıkan
ortak iç sınır: lirik ve hümanist yanıdır. Dolayısıyla “Siyah-Beyaz İzler”
sergisinde yer alan ve almayan yüzlerce fotoğrafta dikkat çeken payda:
yaşama sevinci. İnsana odaklanan çalışmalarında yüzeye yayılan sevecenlik,
mekâna odaklananlarda forma ve harekete dair şiirsel bir gözlem ve seçiciliğe
bırakıyor yerini. Hareket, istif, leke, form gibi bir ressam için önemli
öğelerin, Zeki Faik’in fotoğrafı ele alış biçimine de damgasını vurduğu
görülüyor. Mezarlıklarda, kırlarda, limanlarda, işliklerde, pazar yerlerinde,
sokaklarda sanatçının sabitlediği karelerde duygu ve biçim arasındaki
denge bu bakış açısından kurulmuş.
Sokak araları, yollar, çıplak ağaçlar, viran hale gelmiş evler, balkonlar,
oyun oynayan çocuklar, fabrika görüntüleri, işçiler, öğrenciler, satıcılar,
insanlar... Emeğe, çalışmaya, üretmeye sevecen, saygılı ve destekleyen
bir bakışla yaklaşan sanatçı, çeşitli çalışma alanlarında çektiği bütün
bu fotoğraflarla, aynı zamanda genç Cumhuriyet Türkiyesi’ne, bir toplum
idealine tanıklık ederek yarın duygusuna inançla sarılmış bir ülkenin
görsel arşivini de coşkuyla belgelemiş. İzleyici için bu duygu neredeyse
elle tutulur bir biçimde belirgin hale geliyor.
İzer’in, üretmeye yönelik, tepeden değil, kendisinin de dahil olduğu
bir mozaiğe içeriden bakışı nedeniyle sahici ve etkileyici sonuçlar ortaya
çıkıyor.
Zeki Faik İzer Retrospektif Resim Sergisi,
Yapı Kredi Kültür Merkezi
Kâzım Taşkent Sanat Galerisi,
14 Ocak-11 Şubat 2005
Siyah-Beyaz İzler / Fotoğrafçılığıyla Zeki Faik İzer,
Yapı Kredi Kültür
Merkezi
Sermet Çifter Salonu,
14 Ocak-11 Şubat 2005
|