Kitap İllüstrasyonları Üzerine Bir Dosya-Anket

Mine Haydaroğlu


Katılanlar: Behiç Ak, Can Göknil, Cem Kızıltuğ, Dağıstan Çetinkaya, Mustafa Delioğlu, Tuncer Erdem

Mine Haydaroğlu: En beğendiğiniz yazar/ illüstratörler kimler, özellikle hangi işlerini beğeniyorsunuz?
Behiç Ak: Türkiye’de ve dünyada bu işi çok iyi yapan yazar ve çizerler var. Ama ne yazık ki daha çok, kötü örneklerle dolu olan bir çocuk kitapları piyasası var. Ancak uluslararası çapta illüstratörlerimizin sayısı hiç de az değil. Örneğin, Can Göknil, Selçuk Demirel, Leyla Sakpınar, Mustafa Delioğlu, Feridun Oral, Betül Sayın, Huban Korman, Nazan Erkmen aklıma ilk gelen isimler... Yazarlara gelince, ben Sevim Ak’ın yazdıklarını seviyorum.
Mine Haydaroğlu: Şu anda yapmakta olduğunuz ya da yakında başlayacağınız çalışmalar var mı?
Behiç Ak: Şu an üzerinde çalıştığım birkaç çocuk kitabı var.

Can Göknil

M.H.: Sanat Dünyamız’ın Bahar 2006 sayısının dosya konusu, kendi kitabını yazarken resimleyen ya da başkasının kitabını okuyarak resimleyen “kitap illüstratörleri”. Küçük Prens’ini kendi resimleyen Antoine de Saint-Exupéry ya da Umberto Eco’nun masal kitabını resimleyen Eugenio Carmi gibi. Siz kendi kitap ve illüstrasyonlarınızdan biraz örnek verir misiniz?
Can Göknil: Kitabı çok sevdiğim ve yeni nesillere sevdirmek istediğimden, otuz yıldır hem çocuklar hem de yetişkinler için kitaplar yazdım ve resimledim. Bir ressam olarak kitap resmine yaklaşımım da ressamca oldu; her resmimin tek başına sanat değeri taşımasına ve ait olduğu sayfaya / kitaba yeni bir boyut kazandırmasına çalıştım. Yani, izleyici hem yazarın hem de ressamın düş gücünü algılamalı. Sözle Göz Kardeşliği adı altında sergilediğim resimli elyazmalarımda; izleyiciyle yakınlaşmak, onları sanatla bütünleştirmek, farklı zihinsel perspektiflere ulaştırabilmek için yazı ve resim kardeşliğinin yanı sıra mürekkep, kâğıt, deri gibi geleneksel malzemelerin farklı tatlarını da gözler önüne getirmiş, Osmanlı kitap geleneğini çağdaş yorumlarla yeniden ele almıştım. Örneğin Davetname, 15. yüzyılda Balıkesirli Uzun Firdevsi’nin II. Beyazıt’ın isteği üzerine yazdığı ve büyük bir olasılıkla kendi resimlediği büyü ve tılsım kitabı. Astrolojiden söz ediyor. Çeşitli tılsımlardan ve muskalardan ehil bir meleğin yardımıyla nasıl yarar sağlanabileceğini son derece basit, bir o kadar da garip ve güçlü desenlerle öğütlüyor. Bu ilginç eseri çeşitli kaynaklardan araştırdıktan sonra muska inancı ile kurguladığım kendi Davetname’mi yazdım ve resimledim. Dünden bugüne yaşayan, insanımızı ilgilendiren inançları sanatıma yansıtarak, eski ve yeniyi bir arada yaşatmayı amaçlıyorum.
Kitabın kültür tarihimizdeki önemini vurgulayan bu yapıtlarımı, 2002’de (1-30 Kasım) Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi’nde, izleyiciye kitap sayfalarını kendi elleriyle çevirme olanağı sunarak sergilemiştim. Aynı yapıtlar tek tek veya bütünüyle: 2002 yılında, XV. Bienal süresince Gabrovo Mizah Müzesi’nde, 2003’te (1Ekim-16 Kasım) Japon-Türk Dostluk Yılı nedeniyle T.C. Dışişleri Bakanlığı sponsorluğunda Tokyo’daki Chihiro Müzesi’nde, 2004’te (29 Mart-31 Ekim) ise Washington D.C., The National Museum of Women in the Arts’da sergilendi ve kataloglandı. Şimdi Londra’da Victoria & Albert Müzesi’nde, National Art Library’nin koleksiyonundalar.
Yayımlanması için ürettiğim kitaplara gelince: Çocuklar için yazıp çizdiğimde sorumluluk duygum sanatsal değerler kadar ön planda. Resimli kitap, çocukların sanatla erken yaşta tanışmasını sağlıyor. Ancak çocuklar için hazırlanan kitaplarda okuyucunun yaşı ve algılama kapasitesi de aynı derecede önemli. Bu nedenle küçükler için ürettiğimde çocuk ruhunun doğallığının ve duyarlılığının sınırlarını zorlamamaya özen gösteriyorum. Bu konunun binbir kuralı var. Ancak çocuk çizeri veya yazarı için önemli olan çocuk duyarlılığını kendi içinde taşımak ve yansıtabilmek. (Okul öncesi yaştakiler için elli kadar kitabım altı dilde yayımlandı. Japonya, Avrupa ve ABD’de çalışmalarım var. Yurtdışında çeşitli kitap sergilerine ve fuarlara katıldım, uluslararası komite ve seçici kurullarda görev yaptım. Resimli kitap ödüllerim var. Bu işi çok sevdiğim için sürdürmekteyim.)

Cem Kızıltuğ

Mine Haydaroğlu: Yazar ile illüstratör arasındaki etkileşim, söz ile imgenin bir nevi karşılaşması. Mesela Eco’nun Cecü’nün Yer Cüceleri başlıklı masal kitabının başında (YKY, 2006), şöyle bir ibare var: “Ressam Eugenio Carmi kendini ‘imge fabrikatörü’ olarak nitelendiriyor. Umberto Eco sayesinde illüstratör oldu. Profesör, denemeci, yazar Umberto Eco kendini ‘sözcük fabrikatörü’ olarak nitelendiriyor. Eugenio Carmi sayesinde masalcı oldu”. Siz bir yazarla çalışırken birbirinizden nasıl etkileniyorsunuz?
Cem Kızıltuğ: Eugenio Carmi’yi imge fabrikatörü yaptılarsa kitaplarına illüstrasyon yaptığım yazarlar da beni ‘çok sesli illüstratör’ yaptı. Çalıştığım yazar o kadar gani gönüllü oluyor ki kitapta resimlediğim sahnelerin o kitap içinde başka da bir kitaba dönüşmesine imkân ve izin veriyor. Yazarların da bana “Senin çizgine göre hikâyeme şöyle yön verdim.” dediği veya illüstrasyonumu görüp o konseptte kitap yazma kararı aldığı oluyor. Sevdalı Bulut’u resmederken Nâzım Hikmet hayatta olsaydı illüstrasyonlarıma ne derdi? Bunu düşününce aklıma yazarın illüstrasyonlar hakkında daha fazla yorum getirmesi gerekliliği de geliyor. Acaba yazar ve illüstratör ayrı ayrı mı çalışmalı, yoksa sık sık bir araya mı gelmeli? Evet kendi adıma illüstrasyonları yaparken yazarla etkileşim içine girme isteği duyduğum oluyor; ama bu her zaman mümkün görünmüyor.

Dağıstan Çetinkaya

Mine Haydaroğlu: Kitap illüstrasyonlarınızdan biraz örnek verir misiniz? Çalışırken nasıl bir yöntem izliyorsunuz? Okuduklarınızı yorumlarken nelere dikkat ediyorsunuz?
Dağıstan Çetinkaya: Resimlediğim kitaplar daha çok çocuklara ya da gençlere yönelik kitaplar. Bu tercihi daha ziyade yayıncıdan gelen talepler şekillendiriyor. Bir kitabı resimlemeden önce, o kitabı baştan sona okuyup olayın geçtiği atmosferi öncelikle kafamda canlandırmaya çalışıyorum. Daha sonra, canlandırdığım bu atmosferin eskizini yapıyorum. Eskizlerini yaptığım planlara uygun resim tekniğini belirledikten sonra; örneğin olay çok yumuşak bir bahar zaman diliminde geçiyorsa, onun softluğuna uygun olan suluboya tekniğini, tam tersi sert bir kış zaman diliminde geçiyorsa olay, bu sefer onun sertliğine uygun guvaj ya da akrilik boyama tekniğini seçerek renklendiriyorum. Bir kitap resmederken en çok dikkat ettiğim husus ise kitapta bahsi geçen olayları ya da mekânı birebir resmetmek yerine, okurun hayal gücünü devreye sokan planlar çıkarabilmek. Yani yazarın kelimelerle kurguladığı o dünyayı ben çizgi diliyle yeni baştan kurgulamaya çalışıyorum...

Mustafa Delioğlu

Mine Haydaroğlu: Kitap illüstrasyonlarınızdan biraz örnek verir misiniz? Çalışırken nasıl bir yöntem izliyorsunuz? Okuduklarınızı yorumlarken nelere dikkat ediyorsunuz?
Mustafa Delioğlu: Çalışırken izlediğim yöntem, metnin içeriğini iyice kavramak. Kitabın eğer gerekiyorsa maketini yapmak. Kitabın biçimini yazarla birlikte belirlemek. Metindeki olayların birebir resmini çizmek yerine ona görsel tadı en iyi nasıl verebilirimi tasarlamak. Örnek verecek olursam; bir masalda elma ağacının meyvelerini her yıl gelip yiyen ve padişahın “nasıl edelim de bu dertten kurtulalımdaki yüz ifadesini, yani düşünceli halini nasıl verebilirime dikkat etmek. Veya metnin diğer bölümündeki ağızlarından alev saçan yedi başlı devi görünce altına kaçıran ortanca şehzadenin korkulu halini ironik bir biçimde nasıl verebilirime dikkat etmek. (Tiplerin yaşıyor olması için vücut dilinin ve yüz ifadelerinin önemli olduğuna inanırım.) Okurun hayal gücünü kısıtlamamaya çalışırım. Metinde anlatılan olayın fonunda deniz varsa birebir denizi görüntülemek yerine sayfanın kenarında zıplayan bir balık bize deniz imgesini verecektir.

Tuncer Erdem

Mine Haydaroğlu: Kendi kitap ve illüstrasyonlarınızdan biraz örnek verir misiniz?
Tuncer Erdem: Kitaplarımdaki resimler sanırım illüstrasyon tanımına tam uymuyor. Çünkü metni esas alan, “aydınlatıcı” unsurlar değil. Okura her zaman yazıyla aynı cepheye bakmayabilen bir pencere açmalarını istiyorum. Şehrin Ilık Solukları’nda ve Hayalifener’de yazıyı resim için ya da resmi yazı için yaptığım söylenemez. Zaman zaman biri diğerine baskın çıksa da genel olarak bakıldığında, aynı duyguların değişik araçlarla ifadeleri olduğundan, farklı karakterlerde fakat iyi anlaşan el ele iki dost gibiler. Birbirlerinden ayrılırlarsa elleri ötekini arar, ama sonuçta tek başlarına da ayakta durabilmeliler.

<<geri dön

 

Ana Sayfa