| Türkiye’deki Sanat Ortamı Üzerine Bir Tartışma
|
| |
|
Katılanlar: Ömer Uluç, Ali Akay, Ali Artun, Levent Çalıkoğlu, Ahmet Soysal
Mine Haydaroğlu: Çok kısa bir girişle bugünkü tartışmanın arka planı için şöyle bir açıklama yapabilirim. Çağdaş sanat konusunda Türkiye’deki son gelişmelere baktığımızda oldukça dolu bir sahne ortaya çıkıyor. Sanatla meşgul olan kurum ve kişilerin kimlikleri iyiden iyiye belirleniyor diyebiliriz. Uluslararası ölçekte çağdaş sanat faaliyetleri yanıbaşımızda gerçekleşiyor, ilgi alanları yanıbaşımızda tartışılıyor. Yani kanımca hayıflanacak bir durum yok artık, tam tersine umut verici gelişmeler var. Belki yapılması gereken; bütün bu faaliyetler içinde artık tartışılabilir hale gelen konuları netleştirip değerlendirmek ve olası sonuçlarını tartışmak. Bugünkü konuşmalar böyle bir eleştirinin bir parçası olabilir diye düşünüyorum. Mesela, müzelerin açılmasıyla yeni kurumsallaşmalar mı; çağdaş sanatta önemli bir tetikleyici güç olan bienaller arasında İstanbul Bienali’nin yeri mi, burada hazırlanan sergilerin uluslararası ölçekte dolaşımı mı, esas meseleler burada? Bu konudaki düşünceleriniz, bu son gelişmelerin ana başlıkları sizce nelerdir? Ömer Bey, siz başlar mısınız?
Ömer Uluç: Çok uzun süre Türkiye’nin uluslararası serüveni yalnızca dışarda yaşayan çok az sayıda sanatçılarla sınırlı kaldı. Yirmi yıldır buna biennaller de eklendi. Yani 20. yüzyıl birkaç kişinin sırtındaydı bu anlamda. Son bir iki yıldır müzelerin katılımı var. Biennaller devam etti, bazı galerilerde ve galeri fuarlarında tek tük yabancı sanatçılar gözüktü. Bunların hepsi çok geç ve yavaş. Gene de sevindik. Şöyle sayarsak: 2 yılda İstanbul’da Picasso, Dubuffet, Otto Dix, Baselitz, Andy Warhol sergileri olmuş, bir de bienal ve Modern de Çekim Merkezi. Bütün bunlar İstanbul’u büyük bir modern ya da çağdaş sanat merkezi yapıyor mu? Tabii ki hayır. Şimdi biz 2005’te bienali yapanlar tarafından satış nutukları dinledik. Bir örnek, CNN’de Bienal’in küratörlerinden biri İstanbul’un çağdaş sanat alanında Balkanlar’ı, Orta Avrupa şehirlerini geçtiğini, hatta Paris’i bile yakaladığını dinleyicilerin gözlerine baka baka söyledi. Bu, çağdaş sanat satıcılığının oldukça erken ortaya çıktığını göstermek bakımından ilginç. Önce bienaller nerelerde yapılıyor? Şunu bilelim ki bir yerde bienal yapılması oranın büyük sanat metropollüğünden oldukça uzak bir konumda bulunduğunu gösteriyor. Hiçbir büyük, büyükçe sanat metropolünde bienal yok. Gereksinimleri yok demektir. Bienaller başından beri politik nedenlerle oluşmuşlar. Venedik yüz yıl önce Avusturya’ya karşı şehrin statüsünü ve İtalyanlığını korumak için kuruldu. Bu bir kimlik sorunuydu. 2. büyük şehir bienali Sao Paulo’ydu, 1960 sonlarında. Bir taşra megapolü, o zamanlar. Nerden biliyorum? Benim de resimlerim vardı, ondan.
Ali Artun: Paris’te 1985’te bir bienal yapılmıştı, çok iddialıydı.
...
|