Ayşe Erkmen
“Aşağı Yukarı”

<< geri yazdır yazdır

Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi
16 Mayıs - 15 Temmuz 2008
Açık olduğu saatler:
Hafta içi 10:00 - 19:00

Cts. 10:00-18:00 / Pz. 13:00 – 18:00

Ayşe Erkmen
“Aşağı Yukarı”
Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi'nde

Güncel sanat dünyasının uluslararası isimlerinden Ayşe Erkmen, düşünceyi ön plana çıkaran, zaman ve mekân algısına yepyeni boyutlar getiren eserler üretmeye devam ediyor. Erkmen’in 16 Mayıs’ta açılacak “Aşağı Yukarı” başlıklı yeni sergisi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi’nde 15 Temmuz 2008’e dek açık kalacak.  
Yapı Kredi Yayınları, sergiyle eş zamanlı olarak, sanatçının hayatı ve işlerine dair
Ayşe Erkmen )>uçucu< / =şimdi=( başlıklı bir monografiyi yayımlıyor. Kitabı, sanat kuramcısı ve tarihçisi Dr. Friedrich Meschede kaleme aldı. Kitapta, Fatoş Üstek’in Ayşe Erkmen’le yaptığı bir söyleşi de yer alıyor.

René Block’un küratörlüğünde ve Melih Fereli danışmanlığında hazırlanan “Türkiye’de Güncel Sanat” dizisi, uluslararası platformda adlarını duyuran Türkiye’den sanatçıları kapsamlı monografilerde okurlarla buluşturuyor ve bu sanatçılar, “İstiklâl Serüveni” dizisinde yeni yapıtlarını Yapı Kredi K3azım Taşkent Sanat Galerisi’nde sergiliyorlar. “Aşağı Yukarı” sergisi de dizinin yeni bir halkası.
“Türkiye’de Güncel Sanat” dizisinde şimdiye kadar kitapları çıkan sanatçılar Hale Tenger, Füsun Onur ve Gülsün Karamustafa’nın sergileri Kâzım Taşkent Sanat Galerisi’nde “İstiklâl Serüveni” serisi dahilinde yer aldı. Aynı diziden kitabı çıkan Kutluğ Ataman’ın sergisi ise Berlin’de Vehbi Koç Vakfı desteğiyle açılan Tanas’ta izleyicilerle buluştu.

 

Ayşe Erkmen’in En Ünlü Yapıtlarından Birine Dair:
“Ayşe Erkmen’in işlerinin çoğu ciddi bir teknik müdahaleye gereksinim duyan masraflı, özgül enstalasyonlardır. Hem mekâna içkin kavramına ilişkin bir örnek teşkil etmesi için hem de ‘şimdi’ ile neyin kastedildiğine dair bir örnek eser olarak 2001 yılında Frankfurt am Main’de yaptığı “Shipped Ships” [“Taşınan Gemiler”] işi örnek verilebilir. Bu eser Erkmen’in çalışma biçimini tarif eden bir iştir ve Deutsche Bank’ın, gösterişli performansların kamusal alanda sergileneceği “Momente” [“Anlar”] konseptinin Frankfurt’taki pilot projesi olarak dünya çapında açtığı yarışmadan yola çıkarak ortaya çıkmıştı.
Ayşe Erkmen “Shipped Ships” için İstanbul, Venedik ve Şingu’da şehir hatlarında vapur olarak kullanılan ve insanları bir noktadan bir başkasına taşıyan üç gemiyi bir yaz boyunca buranın suyolu ulaşımında hizmet vermek üzere Frankfurt am Main’e getirtti. Masraflı lojistik çabaların sonucunda üç gemi, işletim personeli de dâhil olmak üzere İstanbul/Türkiye, Venedik/İtalya ve Şingu/Japonya’daki belediye işletmelerinden ödünç alındı. Aslında başka liman kentlerinin de katılması düşünülmüştü (Helsinki / Amsterdam) ama gelen ilave masraflar nedeniyle gerçekleştirilememişti. Frankfurt’a gelmeleriyle bu gemiler birer “heykel” işlevi gördü. İzleyicilerin binip kenti başka bir perspektiften, nehirden yaşayabilecekleri, içine girilebilir mekânlardı. Gemilerin Frankfurt’a geliş süreciyse “Taşınan Gemiler” adının doğmasına neden oldu; vapurlar karga tulumba kaldırılıp büyük nakliye gemileriyle esas kentlerinden buraya getirilmişlerdir. Vapurların işletimi toplumsal bir hizmet değil, Frankfurt’ta daha önce mümkün olmayan, kenti nehirden izlemeye yönelik salt estetik bir sunuydu.

Friedrich Meschede

Ayşe Erkmen’le Söyleşiden Bir Bölüm:

Fatoş Üstek: Kâzım Taşkent Galerisi’ndeki serginiz, sizin Türkiye’de uzun zamandır –Galerist’teki sergileriniz dışında– gerçekleştirdiğiniz ilk kişisel serginiz olacak. Bu anlamda yayınının da önemli bir konumu var. Sizinle yapılan söyleşilere, üretiminiz üzerine yayımlanan yazılara ve internet ortamında sizin hakkınızda çıkan bilgilere göz attığımda, Türkiye’de çok fazla bir tanınırlığınızın olmadığı, belli başlı bazı üretimleriniz dışında bilgi sahibi olunmadığı dikkatimi çekti. Tünel’de bulunan heykeliniz en fazla tanınan ve üzerine konuşulmuş olan işiniz. Bu doğrultuda, bu söyleşinin işlerinizi, sizin üretim dinamiklerinizi paylaşıma açmak anlamında önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Sorularıma başlamadan önce eklemek istediğim bir nokta daha var: Bu söyleşinin soru-cevap tekdüzeliğinde gerçekleşmesinden ziyade; işleriniz, sanat yaklaşımları, sanat üretimi ve çeşitli kavramlar üzerine gerçekleşen keyifli bir söyleşi olmasını anlamlı buluyorum. Bu noktada kendimi sorularla söyleşiye ilk itkiyi veren olarak konumluyorum. Pek çok yazar, eleştirmen ve küratör tarafından heykel, fotoğraf, video medium’larını (araç), enstalasyon, animasyon ve müdahale dillerini kullanan bir sanatçı olarak tanımlanıyorsunuz. Andrea Schlieker’le yaptığınız bir söyleşide, üretiminiz yer değiştirme veya yeniden yerleştirme, hareket ve engelleme üzerinden tanımlanıyor. Ben, sizin de birçok söyleşinizde belirttiğiniz gibi, üretimlerinizi heykel olarak değerlendiriyorum. Heykel nosyonunu farklı medium’ları kullanarak açımladığınızı düşünüyorum.
Ayşe Erkmen: Evet, daha önceki birçok söyleşimde de söylediğim gibi ürettiğim şeyin heykel olduğunu düşünüyorum. Bu yaptığım iş; bir ses ya da bulunmuş bir taş veya dans eden bir genç de olsa, bu üretimlerimin her birinin birer heykel ya da heykel üzerine, dolayısıyla sanat üzerine bir üretim olduğunu düşünüyorum.
F.Ü.: Heykel üzerine çalışmalarınızın en iyi örneği 1997 yılında Münster’de gerçekleşen sergi için yapmış olduğunuz proje olsa gerek. Bu iş, aslında Münster’deki Katolik kilise ile yapmak istediğiniz bir proje sonucunda ortaya çıkmıştı. Kilise’nin dış cephesine asılmak üzere yelkovan ve akrebin eşit uzunlukta olduğu bir saat önerisinde bulunmuştunuz ve öneriniz geri çevrilmişti, bunun üzerine ikinci bir öneride bulunduğunuzda, kilise sergi küratörleri ile bağlantıya geçerek, tekrar bir öneride bulunursanız sizin kilise sınırları dâhilinde hiçbir proje gerçekleştirememeniz için kural koyacaklarını açıklamış, siz de bunun üzerine kilisenin üstünde –havada– bir proje yapmaya karar vermiştiniz. Ve Ulusal Müze’nin deposunda bulunan heykelleri belirli sürelerle –dört gün, bir hafta,...– kilisenin karşısında bulunan müzenin çatısında sergilemeye karar vermiştiniz ve bu heykeller Ulusal Müze’nin deposundan alınarak müzenin çatısına helikopterle taşınmıştı. Helikopterle müzeye gelirken kilisenin üzerinden geçiyordu.

A.E.: “Münster Sculpture Project” 10 yılda bir tekrarlanan büyük bir sergi, bir heykel sergisi. Bahsettiğiniz proje de doğrudan heykelle ilgili bir iş. Heykelin fonksiyonları, kendi iç oluşumu, heykelin konumlanması ve tüm bu edimler sırasında nasıl bir süreçten geçiyor olduğunu göz önünde tutarak müzenin deposundan şehre, müzeye, şehirden depoya geri dönen bir heykelin serüveni üzerine bir iş yaptım. Heykelin müzenin üzerinde konumlanması, onun geldiği yeri işaretliyor, müzenin üzerinde belirli sürelerle sergilenmeleri, orada beklemeleri bir sanat yapıtının müzedeki bekleyişine gönderme yapıyor. Heykellerin açık havada taşınması onların geldikleri yere geri dönüşlerini de görünür kılıyor, çünkü her zaman bir geri dönüş var: Sanat yapıtı için bir müzenin koleksiyonunda bulunmak onun sergilendiği zamanlar dışında müzenin deposuna geri dönüşünü de içerir. Bu anlamda bu iş, bir sanat kurumunun işleyişi, bir sanat yapıtının kurumsallaşma sürecini de görünür kılıyor. Çoğu işlerimde buna benzer bir işleyiş söz konusu. Üretim, düşüncenizin sunuma dönüşmesi sürecinde geçirdiği dönüşümle ve kazandığı katmanlarla oluşuyor.

 

<< geri yazdır yazdır