"İnadına Yurdaer"

<< geri yazdır yazdır

Grafik tasarımcının tiyatro/sinema afişleri ve
resimlemeleri üstünden bir portresi

Otuz yıllık dostum, seçkin grafik sanatçısı Yurdaer Altıntaş, üstünde sarı pirinçten haç işareti bulunan ve kitabesinde “Marta Altıntaş (Kızlık soyadı Wilkoszewska)” yazılı mezarın mermer çiçekliğine koyduğu kır çiçeklerini dikkatle sularken gülümsedi:

“Bu mezarı da Metin Deniz yaptı,” dedi. “Annem, buraya ilk gelenlerden Wilkoszewski ailesine mensuptu. Arkadaşlarım prens diyerek takılıyorlar.”

Onat Kutlar, “Grafiğe Düşkün Bir Prens”, Cumhuriyet, 31 Ocak 1992

[…]

1952. Akademi hakkında fazla bilgim yok. Aslında ressam olmak istiyorum. Ancak, Resim Bölümü'nün sınavlarını zor sanarak, o zamanki adıyla Süsleme Sanatları Bölümü'nün sınavlarına girdim. Kazandım. Resme en yakın diye, o zamanki adıyla Afiş Atölyesi'ne girdim. Babama oldubitti yaptım; Akademi'nin sınavlarını kazandığımı söyledim. O zaman “Peki," dedi. Ama pek mutlu değildi. Arkadaşları ne olacağım konusunda soru sorduklarında “Ne bileyim, boyacı mı olacak, ne olacak,” diye kestirip atardı.

Bülent Erkmen'in Yurdaer Altıntaş ile yaptığı röportaj: “Yurdaer Altıntaş ile Sohbet”, Grafik Sanatı, 1987

[…]

Duvarlarda İhap Hulusi Bey'in afişlerini izliyoruz. Zaman zaman Mesut Manioğlu'nun afişlerini görüyor, onları daha farklı buluyor ve beğeniyoruz. Fazla bir mesleki yayın yok. Graphis ve Gebrauchsgraphik izleyebildiğimiz dergiler. “Bu dergilerde dünyanın her tarafından örnekler var da neden Türkiye'den örnek yok?”, “Neden sergiler açılmaz?”, “Neden meslek adamları bir araya gelmez?” gibi sorular, öğrencilik yıllarımda kafama takılıyor. Sanırım önceki kuşaklar da dâhil kimsenin böyle şeylere kafayı taktığı yoktu. Afiş görmek için zaman zaman Elmadağ'a yürüyorum. Air France, Swissair, SAS gibi acentelerin vitrinlerindeki afişleri merakla izliyor, pek seyrek değiştirdikleri için de kızıyorum.

“Grafist 8”, 8. Uluslararası İstanbul Grafik Tasarım Günleri'nde, Emre Senan yönetiminde, MSGSÜ Grafik Bölümü'nde gerçekleşen atölye çalışması için hazırlanmış “Yurdaer Altıntaş Otobiyografisi”nden, 2004

[…]

Karaköy'de vergi dairelerinin yanındaki Gayret Han'ın en üst katındaki küçük bir odada Nuri İyem'in atölyesi vardı. Onun yanındaki kapıdan Berç Çalıkman ile Antuan Gargar'ın çalıştığı bir odaya girilir, o odadan geçilip Mengü Ertel'in San Organizasyon adlı işyeri için başka bir odaya geçilirdi. Nuri İyem o dönemlerde soyut resim yapıyordu. Daha önceleri Nuri İyem'in Asmalımescit'teki atölyesine bir kez gittiğimi anımsıyorum. Çalışmaları beni çok etkiliyor. Akademi'nin son yıllarında, sınıf arkadaşım Attila Bayraktar ile bu atölyelere gitmeye başlıyoruz. Mezun olduktan bir süre sonra, askere gidene kadar, San Organizasyon'da çalışıyorum.

“Grafist 8”, 8. Uluslararası İstanbul Grafik Tasarım Günleri'nde, Emre Senan yönetiminde, MSGSÜ Grafik Bölümü'nde gerçekleşen atölye çalışması için hazırlanmış “Yurdaer Altıntaş Otobiyografisi”nden, 2004

[…]

1964 yılının Ocak ayında sergimi açıyorum. Başlıklı kâğıt, amblem, pul, tiyatro afişleri ve Eczacıbaşı'na yaptığım çeşitli çalışmalardan meydana gelen sergim çok ilgi görüyor. Sanat dergileri sanırım ilk kez grafik sanatlara yer veriyor. “Sanat” diyorum, çünkü yaptığımın sanat olduğuna inanıyorum. Bu sergiyle ilk kez profesyonel bir grafik tasarım sergisinin açılmış olduğunun ayırdına çok sonraları varıyorum. Amacım hemen her yıl, bir ressam gibi bu sergileri devamlı açmak olmasına karşın, çeşitli nedenlerle gerçekleştiremiyorum.

“Grafist 8”, 8. Uluslararası İstanbul Grafik Tasarım Günleri'nde, Emre Senan yönetiminde, MSGSÜ Grafik Bölümü'nde gerçekleşen atölye çalışması için hazırlanmış “Yurdaer Altıntaş Otobiyografisi”nden, 2004

[…]

1965 yılında, ilk kez Türkiye'den bir tasarımcıya dergilerinde yer veriyorlar. Çok seviniyorum. 1966 yılında, Varşova Bienali'ne jüriden geçmeden doğrudan katılabileceğim bildiriliyor. Aynı yıl, Güzel Sanatlar Akademisi ödülünü alıyorum.

“Grafist 8”, 8. Uluslararası İstanbul Grafik Tasarım Günleri'nde, Emre Senan yönetiminde, MSGSÜ Grafik Bölümü'nde gerçekleşen atölye çalışması için hazırlanmış “Yurdaer Altıntaş Otobiyografisi”nden, 2004

[…]

Afişte birinciliği Yurdaer Altıntaş kazandı. [...] Gözlerimiz, çoğu yabancı dergi, prospektüs veya benzeri şeylerden “esinlenmiş” afişler görmeğe öyle alışmıştı ki, Altıntaş'ın daha ziyade tiyatrolar ve tiyatro sanatçıları tarafından değerlendirilen ilk afişleri görüldüğü zaman seyirci olarak adeta yadırgadık. [...] Afişlerin bir kısmında imzası bulunmadığından mıdır, yoksa bunlar okunur irilikte olmadığından mıdır, uzun zaman, eserleri yabancılardan aktarılma sanıldı. Yani böyle sananlar oldu. Bazı üslup sahibi ressamların ortada eserleri görülmediği, isimleri büyük şöhrete ulaştığı halde Yurdaer'in durumu tam tersine oldu: eserleri yayıldı, görüldü, sevildi, kendisi daha sonra geldi.

Zahir Güvemli, “Akademi Ödülleri Ve Altıntaş”, Kent Oyuncuları,
Sayı: 24, 31 Mart 1966

[…]

Yurdaer Altıntaş, sonsuz bir bekleyişe terk edilen Karagöz figürlerinin onlara can veren ses ve söz ustalığını çizgi ve renk ustalığına dönüştürmüştür. Böyle çağdaş ustalar, geleneğin değerini bilen sanatçılar olmasa, Karagöz figürleri de çürümeye terk edilmiş olurlardı. Onların asıllarını bir müzenin vitrininde görmekle yetinmek neye yarardı? Müzelerde saklanan eserler çağdaş ustaların esin kaynağı olmasa, müzeler neye yarardı?

Sezer Tansuğ, Karagöz kitabı için önsöz, Sayılı AŞ, 1987

[…]

Yurdaer Altıntaş, “grafik tasarım” denilen geniş kavramsal çerçevenin ilk farkına varanlardandır bu ülkede. Görsel iletişimin evrensel boyut ve ilkeleri olduğunu ilk kavrayanlardandır. “İş” üretirken bu çerçeveyi hiç gözden uzak tutmadığı, yaygınlaşması için hırsla davrandığı için mesleğinin gelişmesine önderlik etmiştir.

Emre Senan, “Ben Yurdaer Altıntaş'ı Tanıyorum”, Arredamento Dekorasyon, Haziran 1995

<< geri yazdır yazdır